Badem Ezmesi
badem-ezmesi

Geçmişin badem bahçelerinden Osmanlı sarayına uzanan badem ezmesi, Edirne’de çok meşhur bir damak tadıdır. Tarihi kaynaklar, geçmişte Edirne’de çok sayıda badem bahçelerinin varlığından ve bunların kentte kattığı doğal güzelliklerden söz eder. Kentte bugün Bademlik adında bir mahalle bile var.

Edirne ekonomisinde ve sosyal hayatında önemli bir yere sahip olan badem ezmesi, turistlerin en çok ilgi gösterdiği hediyelik ürünler arasında. Haşlanan bademler, kurutulduktan sonra öğütülür ve şekerle birlikte kaynatılarak enfes badem ezmesi tadı elde ediliyor.

Kakava Şenliği
kakava-senlikleri-edirne

kakava-hidrellez

KAKAVA ŞENLİKLERİ VE HIDIRELLEZ FESTİVALİ

Edirne’de her yıl 5 Mayıs’ta Hıdırellez, 6 Mayıs’ta da Romanların geleneksel etkinliği Kakava şenlikleri geniş katılımla ve coşkuyla kutlanır. Geleneksel Kakava ateşinin yakılmasıyla başlayan kutlamalar, gece gündüz müzik ve eğlenceyle devam eder. Romanlara özgü gelenekler, yurtiçi ve yurt dışından gelen turistlerin izlediği çeşitli etkinliklerle yeniden yaşatılır. Ayrıca 6 Mayıs, Edirne’de, Uluslararası Hıdırellez Festivali resmi törenlerle kutlanır. Aynı zamanda, Edirne’nin Osmanlı tarafından alınışının yıldönümü olan 6 Mayıs’ta kutlama törenleri yapılır.

KIRKPINAR
kirkpinar-guresleri

kirkpinar-edirne

kirkpinar
Geleneksel Kırkpınar Yağlı Güreşleri, Türklerin Edirne’yi fethettiği 1361 yılından bu yana yapıldığı kabul edilen geleneksel bir şenliktir. Her yıl haziran sonu ile temmuz ayı başında yapılan şenliğin son üç gününde yapılan yağlı güreşleri izlemek için yurt dışından ve yurdun dört bir yanından binlerce güreşsever Sarayiçi’ne akın eder. Tekirdağlı Hüseyin Pehlivan’ın ifadesiyle ‘yağlı güreş’in kabesi’ Edirne Sarayiçi, her yıl yüzlerce pehlivanın kısmet aradığı, baş’ı kazananın Türkiye’nin başpehlivanı olduğu ‘er meydanı’dır. Ata sporu yağlı güreşi, kırmızı dipli mumu, kıspeti, oyunları, ağası, cazgırı, davul ve zurnası ve altın kemeriyle geleneklerin yaşatıldığı yedi asırlık tarihi bir geleneği yaşatan Kırkpınar, UNESCO tarafından 2011 yılında “Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi”ne alınmıştır.

Edirne’nin Nehirleri ve Köprüleri
edirne-meric

edirne-tunca

Balkanlar’ın yüksek dağlarından doğan Meriç, Arda ve Tunca ırmakları Edirne’de buluşur ve daha güneyde Ergene Irmağı’nın sularını da alarak Ege Denizi’ne dökülür. Edirne’nin tarihi, ekonomisi ve kültüründe bu ırmaklar kadar, üzerindeki köprüler de önem taşır. Kentin sahip olduğu birbirinden önemli yapılar, köprüler birlikte, Osmanlı başkentinin kimliğini tamamlayan eserlerdir.

Bu köprülerden; XV. yüzyılda yapılan üç kemerli Fatih (Cephanelik) Köprüsü, Mimar Hayrettin’in II. Bayezit Külliyesi ile birlikte 1488 yılında yaptığı Sultan II. Bayezid Köprüsü, 16 kemerli Gazimihal Köprüsü, XVI. yüzyılda Mimar Sinan tarafından yapılan dört kemerli Kanuni (Saray) Köprüsü, yine Mimar Sinan’ın eseri Yalnızgöz Köprüsü, 1451 yılında ünlü vezir Hadım Şahabettin Paşa tarafından yaptırılan on kemerli Şahabettin Paşa (Saraçhane) Köprüsü ve Mimar Mehmet Ağa tarafından 17. yüzyılın başında yapılan Ekmekçizade Ahmed Paşa (Tunca) Köprüsü, Tunca ırmağı üzerinde yer alır.

Meriç Nehri üzerinde bulunan, Abdülmecit zamanında 1842-1847 yılları arasında yaptırılan Mecidiye (Meriç) Köprüsü, 263 metre uzunluğunda ve 12 kemerlidir.

Ergene Nehri üzerindeki Uzunköprü ise, II. Murat tarafından 1427-1443 yılları arasında yaptırılmıştır. 1392 metre uzunluğunda ve 174 gözlüdür.

SELİMİYE CAMİİ
selimiye-camii

selimiye-camii-edirne

Mimar Sinan’ın 80 yaşında yarattığı ve “ustalık eserim” dediği Selimiye Camii, Osmanlı-Türk sanatının ve mimarlık tarihinin başyapıtlarındandır. 1569-1575 tarihleri arasında Sultan II. Selim tarafından yaptırılmıştır.

Selimiye, Mimar Sinan’ın sayısız denemelerle ulaştığı, ‘poligonal çardaklı cami planı’nın en başarılı örneğidir. Bin yıllık kubbe mimarisinin en gelişkin aşamasını temsil eden kubbesi, 31.50 m çapındadır ve 8 fil ayak ile taşınmaktadır. Bir yandan Osmanlı mimarisinin en güzel cephe kompozisyonu oluşturulurken, ilk kez harime bitişik yapılan 70.89 m. yüksekliğindeki üçer şerefeli dört minaresi, Selimiye’ye özgü incelik ve estetik özelliktedir. Klasik çağın en güzel eserlerinden olan revaklı avlusu ve onaltıgen mermer şadırvanı oransal mükemmelliğini yansıtmaktadır.

Selimiye, Osmanlı süsleme sanatlarının en yüksek düzeye ulaşan örneklerini de barındırır. Mermer mimberi, işçiliğindeki incelik, yükseklik, büyüklük ve güzellik bakımından diğer örnekleri gölgede bırakır. Mihrap tarafındaki duvarlar, mimberin arkası ve külahı, camideki bütün alt kat pencerelerin alınlıkları çini dekor ile kaplanmıştır. Mihrap duvarındaki çini panolar, renk ve kompozisyonlarıyla, Osmanlı şaheserleri arasında yer almaktadır.

UNESCO, 2011 yılında Selimiye’yi “Dünya Kültür Mirası Listesi”ne almıştır.